Live Performances etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Live Performances etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2012 Perşembe

SONBAHARIN 25İ

Gelecek sezonun en merkla beklenen olaylarına göz atmak şahane. Her ne kadar deniz kıyısına elveda diyecek olsak bile bu heyecanla gelecek yaz daha çabuk bile gelebilir. İşte -bence- bu sonbahar radarınıza takılması gereken 25 şey!


SİNEMA
Ekim ayının nazarımdaki en büyük olayı gerçekleşen (1)FilmEkimi Festivalidir. Geleneksel çemkirmelerim bir yana heyecanla film seçmek bile başlı başına bir olay bence. Ancak onun dışında vizyon filmleri de hiç de yavana atılır cinsten değil, ne de olsa Oscar yarışı başlasın ve Cannes ve Venedik Festivallerinde çokça bahsedilen filmlerin neye benzediklerini görelim mevsimi. Festivalden sinemaya teşrif eden ilk film Brad Pitt'in içinde yer aldığı ve yönetmenini Istanbul 74 organizasyonunda dinleyebilme şansınsa eriştiğim (2)''Killing Them Softly''.
Londra, Barcelona, Paris ve Roma. Her sonbahar yeni bir Avrupa gezisi sadece €599. Yok yok 15TL ile Woody Allen sizlere bu zevki yaşatıyor zaten. Penelope Cruz Almodovar'dan sonra Allen'ın da gözdesi olmuş olacak ki kendisini bu sefer de Roma'ya götürüyor. Bakalım "VC Barcelona" kadar çılgın, "Midnight in Paris" kadar büyüleyici olabilecek mi  (3)"To Rome With Love" ? Kadrodaki Halle Berry seçimi hayal kırıklığına neden olsa da (4)''Cloud Atlas''. Cannes'dan vizyona yeni bir Jessica Chastain şöleni (5)''Lawless''. Çekimleri Istanbul'da gerçekleşen (6)"Skyfall" veTwilight serisinin son filmi (yaşasın kabus bitti) kasım ayında vizyona girecekken sezonun en büyük ve görkemli yapımı olan (7)"The Hobbit" serisinin ilk ayağı ise Aralıkta gösterimde.
*ps. filmler boxofficeturkiye.com.tr'deki kesinleşen tarihler sonucuyla oluşturuldu. Elbette senin başka büyük bomba filmleri de mevcut. Mesela dört gözle beklediğim ''Anna Karenina''.

DERGİ
Geçtiğimiz sonbahar yine bu postu hazırlarken 'kitap' kategorisine koymuştum onu.''Irreverent'' kapsamında ülkemize gelip imza bile dağıttı. Fiyatlandırma politikası ve Conde Nast'ın koyduğu fotoğrafçı ambargosuna bakacak olursak hiçbir şey glossy eyed  Parisienne nanny rock chic Carine Roitfeld'i durdurmadı. (8)CR Fashion Book kiosklarda yer alan tüm dergilerden farklı bir konumda olarak dergi-kitap karmasıyla görücüye çıkacak. Dergi V ve Visionaire'in de bağlı bulunduğı gruptan biannual şekilde yayımlanacak. Üstelik şimdiye kadar yayımlanan teaserlar da boş yok cinsten.

SERGİ
Bienal ve sanat meraklılarına IKSVden büyük sürpriz. Bu sene ilk defa Istanbul'da düzenlenecek (9)Istanbul Tasarım Bienali anladığım kadarıyla endüstriyel işlerin sanatla birleşmesi gibi bir şey olacak.  Etkinlikler ve mekanlar her zaman olduğu gibi Istanbul'un çeşitli bölgelerine yayılacak olsa bile Istanbul Modern yine her zamanki gibi demirbaş. Bu heycanlı olay içinse ekim ayını beklemek şart.

MODA
Geçtiğimiz aylarda IMGnin Doğuş Yayın Grubu ile Türkiye'ye geldiğini duymuştuk zaten. Modaya katkılarını gelecek sezondan itibaren hissetmeye başlayacak olsak bile değişim başladı yine de. (10)Istanbul Moda Haftası tarihleri 10-13 Ekime kaydırılırken hiçbir moda başkantiyle çakışmayacak olması şu zamana kadar yapılan en büyük yenilik. Mekan da Odakule'deki çadıran Karaköy Antrepo'ya kaydırıldı. This is the winds of the change.

MÜZİK
Eylülden hemen önce Ağustos ayının son günlerinde son baharı düşlerken, kahverengi yapraklar koyu kahveler ya da biralar ama playlistte muhakkak Alanis Morisette. Yaz başında yayınladığı single ardından 4 yıl beklediğimiz yeni albümün adı (11)''Havoc and Bright Lights''.
Geçtiğimiz ay Istanbul'da konserde yepyeni albümün haberini verip yeni şarkılarını çalmışlardı, şehri terk ettikten bir hafta falan sonra zaten yeni singlelarını official olarak yayınladılar şimdi sıra albümleri (12)''Beacon''u dinlemeye geldi. Indie, rock ve dans. Two Door Cinema Club yeniden iş başında. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama bu sıralar sanki müzik ortamı çok durağan. Ama eylülde bu değişicekmiş gibi duruyor. En baba gruplar arka arkaya albümlerini yayınlamaya hazırlanıyor. Muse, Pet Shop Boys, The Killers, Green Day, Mumford and Sons, Pink ve No Doubt en göze çarpanlar listesinde tepede duranlar.

KONSER
(20)Red Hot Chilli Peppers ile başlayan konser turu (21)Beirut(21)Kings of Convenience ve (22)Röyksopp ile devam edecek. Kasımda ise (23)Jennifer Lopez Istanbul'da. Hiç burun kıvırmayın setlist check ve 00lerin başında söylediği harika şarkılar ön planda. Üstelik herkesin hep bir ağızdan söylediği tek şey "olm ben bu şarkıların hepsini ezbere biliyormuşum." Radyo Eksen ise sonbaharı muhteşem bir festival ile karşılıyor. (24)Eksen on Fair'in en bomba konuğu Bombay Bicycle Club. Yer: Küçükçiftlik. Tarih: 15 Eylül. Bu yazı yazılırken ve bu yazı yayındayken kim bilir daha kaç grup ile beraber anlaşma imzalanmıştır. God bless Babylon & Pozitif!

DİZİ
Hatırlatmakta fayda var. Şuradaki yazıda yeni sezonun yeni dizilerine ufak bir bakış atmıştım. (25)

24 Haziran 2012 Pazar

COOL! AND THE CHARLOTTE

Performansı; annesi Jane Birkin'i, duruşu ise samimiyeti aratabilir, ama sahnedeki zarafetiyle Istanbul'dan kuğu gibi bir Charlotte Gainsbourg geçtiğini kimse de göz ardı edemez.

Şarkı arasında bir ara durdu ve 'vogue' pozu verdi, kendisinden hiç beklemediğim bir şekilde iki kelime Türkçe söyledi. Söylemeseydi daha iyiydi, çünkü bunu pek samimi bulmuyorum. Onun dışında pek de konuşmadı, zaten konser ortamı pek de samimi değildi. Tabii bunda büyük pay organizatörlerde de olabilir. Pek fazla alkış yok, şarkılara eşlik yok, hatta Gainsbourg'un ''ça va?''sı bile havada kaldı. Ruhsuz VIPlerin sahne önünü kitlemesinden O da rahatsız olmuş olacak ki en sonunda bütün alanı sahne önüne çağırdı, sonuç olarak iki tarafın da eğlenmesine sebep olan Charlotte aslında yine de tüm gece boyunca 'merhaba ben aslında zoraki şarkı söylüyorum' gibi duruyordu. Fransız karizması ve cool havasından mıdır bilmem ama şarkı sonlarında teşekkür edip, gülümsemese onun yerine bir robotun şarkı söylediğini pardon mırıldandığını düşünebilirdik. Evet, itiraf etmeliyim sanki biraz mıymıntı mıydı? Yine de izlediğim konserler arasında kesinlikle ilk üçte demeden de alamıyorum kendimi. Bilemedim, aklım çok karışık. Sanırım Charlotte'a o kadar hayranım ki, lady Balmain pozuyla karşımda durmasından bile etkilenmiş olabilirim. Sonuç olarak bucket list'imden bir isim daha eksildi. 

'Stage Whisper'ın her ne kadar canlı kayıtlarından oluşan bölümünü sevsem de, o zaman da yazılmıştı zaten, 'Charlotte sesin mi var ki böyle şeylere kalkışıyorsun' diye? Sanırım biraz hakları vardı, ya da tüm suç ortamdaydı, belki onu da annesi gibi -nedense her ikisini karşılaştırmaktan geri alamıyorum kendimi- Babylon gibi daha sıcak bir ortamda dinleseydik fikirlerim daha değişik olabilirdi.

Tamam son söz: Bana kalsa sonuçtan memnun gibiyim, ama 'bir şey eksik o da enerji yok ki aramızda sinerji' genel olarak geceyi tanımlar gibi.

image via, https://twitter.com/#!/search/charlotte%20gainsbourg/grid/photos

9 Haziran 2012 Cumartesi

MDNA- BLESS ME!

Pop kültürün en büyük ikonu ve belki de bunca yıldır hala kitschleşmeden yoluna devam eden tek isim olan Madonna'nın konserine ne biletiğini aldım anda ne de 6 Haziran'da heyecanlıydım; ta ki kendimi TT Arena'nın merdivenlerinden sahaya indirene kadar.  


Çan sesleri Arena'da yankılanmaya başladığı anda etrafa yayılan enerji sayesinde içim bile titredi, bahse girerim organlarım yer bile değiştirmiş olabilir. Önce rahipler sonra da işte Madonna orda. Adını yazarken bile parmaklarınızın ucunda hissettiğiniz o görkemi bir de kadını biraz ileride gördüğünüzde düşünün, evet yerinde duramayan titrek dizlere şükranlarımızı sunmamız gerekir sanırım. 
Paradise Motel adını verdiği ucuz benzin istasyonu otelinde kan gövdeyi götürdü, Madonna'nın erkek dansçıları topuklu ayakkabılar üzerinde dans ederken büyüledi, üstelik Vogue sırasında aklımda tek bir şey vardı Gisele Bündchen, sözlükteki kadının tanımı olan kişi o bacakları görse üzüntüsünden kahrolmaz mıydı? Bando takımını havaya uçurdu, ip üzerinde cambazlık yaptı, Like A Virgin sırasında bel kalınlığı Vogue Italia September 2011 sayısının kapağında yer alan model kıvamına getirdi, erkek kız fark etmeden dansçılarıyla öpüştü, Lady Gaga'dan 'Born This Way' dedi hemen arkasından da 'She Is Not Me' geldi. Oğlunu sahneye çıkarttı ve Janet Jackson'dan çok daha samimi ve cool şekilde tek göğsünü gösterdi ve en sonunda geri dönerek ''NO FEAR'' dedi. Belki de Coca-Cola kadar ketum davranmayıp Isa'dan sonra en popüler kişi olma mevzusunun formülünü gösterdi. 
Ve Pagan'ların tanrıçasına kendimi kurban olarak sunduğum iki an. Kalakan eşliğinde MasterPiece'i söylerken Madonna arenada çıkan serin esinti ve konser bitmeden hemen önce söylediği Like a Prayer. Sahnenin arkasında yer alan dev ekranlar açılır ve arkasından tüm gökyüzüne ışık yayılır, o Madonna'nın ışığı, ben ise o anda göğe yükseldim. Işıkla bizi kutsadı, gökten inen Tanrıça hesabında golden triangleda bulunan fanlarının elini sıkmasına izin verdi, üstelik  Papa ve dindarların yaptığı gibi. She is the Pope of the industry.


Ve kapanış. Karavan üstüne çıkıp beatnikler gibi dans etti, sonra da partyi Celebration'la sonlandırdı. Ancak devam etmesini istediğiniz bir party kıvamında tıpkı hayat gibi. 


Oh my God(dess) Im sorry if I offended you
with saying
'hiç heyecanlı değildim'


Seriously, oralarda bir yerde Madonna konserine gidecek, Türkçe bilen ve hala bilet alma imkanı olan birileri varsa cimrilik yapmayıp biletini en önden alsın. 


ps. all the pic taken from facebook.com/madonna

2 Mayıs 2012 Çarşamba

DANSIN ATEŞİ...GÜNEŞİN ENERJİSİ...FESTİVALİN RUHU

Bu yaz Istanbul'da konser ve festival alanları hiç boşalmayacak gibi, belki de ilk defa ''yahu Türkiye'ye de kimse gelmiyor ki!'' demeyeceğimiz yegane yıl. Üstelik bunlar sadece çok severek dinlediğimiz ama pek de geniş kitleye sahip olmadıklarından Istanbul'a gelemeyeceğini düşündüğümüz A List indie band isimlerle de sınırlı değil.

10: TUBORG GOLD FEST
Tamamen radarım dışında gerçekleşen festivalin iki büyük konuğu var. Bunlardan ilki hard rockerlar Guns 'N' Roses ve ergen emoların kaçırmak istemeyeceği isim ve tabi ''hala müzik yapıyorlar mı ki bunlar?'' dedirten Evanescence. BİLETLER: 148-530

9: LEONARD COHEN
Tema yaz ve konserler olsa da sonbahara selam söylemeden olmaz, zira yaşamadan geleceği düşünmek bizim işimizdir ve sıcak Ağustos günleri geldiğinde de serin Eylül'ün hayalini kuracağımızı (en azından büyük çoğunluğunuz- ben değil) biliyoruz. Romantik sonbahar Leonard Cohen'den daha romantik bir isimle karşılanamazdı sanırım.

8: BABYLON SOUNDGARDEN ISTANBUL
Bu sene ikincisi düzenlenecek ve de ikinci ayağı yazın Çeşme'de gerçekleşecek olan müzik dolu günün ilk ayağı ise Istanbul Park Orman'da. Festivalin konukları arasında Istanbul'u mesken tutan Oi Va Voi, Parov Stelar Band, Türkiye'nin en cool grubu 123 ile Büyük Ev Abluka'da bulunuyor. BİLETLER: 47-62

7: BURN ELECTRONICA
Madonna'dan hemen sonra, Pozitif Günler'den hemen önce, dansın ateşi, güneşin enerjisiyle birleştiğinde Burn size fazlasıyla enerji vaat ediyor.Parkorman'da gerçekleşecek festivalin en büyük konuğu ise daha önce Babylon'da konser veren Hercules and Love Affairs ve evvelki yazı kasıp kavuran (çok show tv magazin ağzı oldu ama) ''We No Speak Americano''nun yaratıcılarından Yolanda Be Cool. BİLETLER: 52-67

6: NOUVELLE VAGUE
'Pozitif Günler'in startını verecek Fransızlar daha önce ülkemize gelmiş olsalar da bu sefer farklı! Klasik konser anlayışının dışına çıkacak olan grup bir kabare sergilemeye hazırlanıyor. Kışkırtıcı, seksi, erotik, sıradışı ve egzotik bir show olucağı söylenen kabarenin temaları seks ve ölüm olunca da merak daha da artıyor. O halde 25 Haziranda Küçükçiftlik'e. BİLETLER: 56-220

5: EFES PILSEN ONE LOVE
Headliner'ın henüz açıklanmasa da üç isim şimdiden cepte: Pulp, Kimbra, Selah Sue. Festival Indie, pop ve elektronik müziği birleştirdiğinden, eh bir de daha cool bir festivalimiz olmadığından ortam aşkına bile gidilebilecek bir festival- kimine göre. Bu arada bırakın headlinerı bu üç isim bile açıklanmadan biletlerin ön-satışa sunulmasına kimse anlam veremedi. BİLETLER: 68-102

4: TWO DOOR CINEMA CLUB
Konserin gerçekleşeceği açıklandıktan sonra oldukça makul bilet fiyatları (öğrenci) sonunda hayır dualarını kabul işiyle uğraşan Pozitif Müziğin düzenlediği ''Pozitif Günler'' kapsamında dinleyebileceğimiz Irlandalı çocuklar18-28 yaş arası gençler için yazın en büyük sürprizi oldu! Üstelik ön grup da Metronomy BİLETLER: 67-220

3: RED HOT CHILI PEPPERS
Madonna resmi olarak yazın açılışını yaparken kapanış da (8eylül) onun kadar olmasa da müziğin başka bir dev ismi Red Hot Chili Peppers'a ait. Konser mekanının Santral Istanbul olması çok fazla eleştirilse de bu tür fırsatlar her zaman ele geçmiyor. BİLETLER: 125-600

2: MORRISSEY
IKSVnin düzenlediği Caz Festivali kapsamında ülkemize gelecek olan Morrissey ''cool_aSHKsiz_piReNs_01'' nickliler için kaçırılmayacak bir deneyim. Konser17 Temmuz'da. BİLETLER: 60-350

RUNNER-UPs:
Çoklarını heyecana sürüklese de bugüne kadar radarımda olmayan Feist Ağustos'ta IKSV'nin konuğu,
-yeni ozan- Kanadalı The Dears ve queen of the soul Erykah Badu da yine IKSV caz kapsamında Istanbul'da. Geçtiğimiz yazın yeni ozanı olan Patrick Wolf ise Mayıs ayında 2 gece üst üste Salon IKSVde. Geçen seneki konser izlenimin için tık. Pop müziğin yeni gözdesi -pardon çocukların- JESSIE J (seriosuly, başka insan mı bulamadınız) ve Zaz yine Pozitif Günler kapsamında Istanbul'da.

1: MADONNA
Hem konser sezonu hem de yaz mevsimi official olarak Madonna ile açılıyor. Yepyeni albümü ''MDNA'' beni hayal kırıklığına uğratsa da #1 ranked person after Jesus ülkemize gelmişken onu izlememek olacak iş değildi. Sahne kaçırmamak adına pür dikkat izlenilecek, nasıl olsa bolca dans edilecek mantığıyla da 'sınırsız yemek yiyebilme haftası' olarak adlandırabilecek Madonna konseri müzik dünyası söz konusu olduğunda ülkem adına son yıllarda gerçekleşmiş en büyük organizasyon olma konusunda da başı çekiyordur sanırım. Biletler: SOLD OUT

Konser nasıl izlenir diye soranlara: Mr Porter'ın kameraları Coachella alanında.

19 Ocak 2012 Perşembe

AND THE JANE BIRKIN

Sahnede karşımızda duran 65 yaşında. Ve dünyanın en karizmatik kadını. Karizmatik demek belki az bile, siyah kumaş pantolon cebine sokulan eller, düğmeleri yarısına kadar açık ütülenmiş jilet gibi beyaz bir gömlek ve yarı dağınık saçlar. So Birkin so cool.  Bir anlamda Patti Smith meets Jane Birkin. Karakterindeki coolluk duruşundaki zarafet.

Babylon'un 21.30 politikasına olabildiğince ayak uydurarak sadece 5-10 dakika geç sahneye çıkan Jane Birkin kanımca sadece -şimilik- bu yılın değil hayatım boyunca unutamayacağım 1.5 saate de imza attı. Bunca zaman bir çok konsere gittim ya da festivaller sayesinde bir çok yerli / yabancı grubu dinledim ama kaç tanesi bir ikondu ki hem ? Her şarkı sonrası tek tek ''merci'', ''thank you'' ve dilinin döndüğünce ''teşekkürler'' demeye çalışan Birkin'in mütevazılığı bunla da sınırlı kalmayıp konser bitiminde dakikalarca grubu ile selam verdi. iPhone'unu takside düşürmesine rağmen adamın adres defterinde yer alan ilk kişiye- ki bu da ablası oluyormuş- telefon açıp bir şekilde ona geri iade eden şoföre bile teşekkür etmeyi unutmayan bir kadından bahsettiğimi söylesem artık siz tahmin edebilirsiniz gerisini.

Daha önce birçok kez Serge Gainsbourg şarkılarıyla turnelere çıkan Birkin'in bu seferki çıkış amacı sadece hatıraları yeniden canlandırmak değil kısa bir süre önce deprem / tsunami ve nükleer felaketleri beraber yaşayan Japonya'ya da destek olmaktı. Üstelik bir de büyük değişiklikle, bu seferki kadrosunun tamamı Japonlardan oluşuyordu. Kendisi her ne kadar da ''zaten defalarca bu şarkıları söyledim, yeniden aynı şekilde yorumlamak sıkıcı ve gereksiz olabilirdi'' dese de bence yeniden mütevazı olduğundan böyle diyordu, onu seven yaşayan hiçbir canlı konserini kaçırmak istemez sanırım.

Hatırları canlandırmak demişken, kısık gözlerle kimi zaman da baygın baygın şarkı söylerken içimden geçirmediğim değil, acaba Serge'i bir dakika bile aklından çıkartabiliyor mudur, ya da bu şarkıları söylerken neler hissediyordu ! Gerçekten o anda sahnede miydi ya da şarkıları öncesi onlar hakkında ufak hikayeler anlatırken onları mı yaşıyordu. Bu arada seyircilerle de diyalog kurması ise bence geceyi bu kadar unutulmaz kılmasının bir diğer nedeniydi.

20li yaşlarından itibaren ölümünden önceki son sonbahara kadar Serge'in kendisine şarkı yazdığını söyleyen Birkin şarkıları İngilizce'ye çeviremeyip Fransızca söylediği için biraz mahçup olmuş gibiydi, ''ama şarkılar Fransızca olarak o kadar güzel ki, İngilizce'ye çevrildiğinde tüm büyü kayboluyor, zaten Serge sadece kelimelerle değil harflerle bile oynayan bir sanatçı olduğundan bu da çok zor olurdu'' diyor. Hem zaten onun da dediği gibi hepimiz hem fikiriz kimse dünyada Fransızca'dan daha güzel, nazik ve romantik bir dil olduğunu iddia edemez.

''Ah melody''yi söylemeden önce, fotoğraf çekilirken Charlotte Gainsbourg'a hamile olduğundan pantolonun önü kapanmadığından elinde oyuncak bebek tuttuğunu ve ilk çıkışında şarkının neden tutmadığını anlamadıklarını anlatıp gençlere de esprili dille tavsiye verdi: ''şarkınız tutmazsa hiç üzülmeyin 20 yıl sonra muhakkak alması gereken övgüler o şarkıyı gelir bulur'' . Israrla ''Je T'aime, moi non plus''u söylemese de filmden, bir köşeye kıvrılarak, ''Ballade de Jonny Jane''i söyleyen Birkin, konserin ortasında bizlerin arasından geçerek tüm salonu dolaştı. Tıpkı arkadaşımın tam yanında durduğu gibi aramızda bir karış mesafe kalarak yanımda durup suratıma bakarak şarkı söylemesini ise sanırım hayatım boyunca unutamam. Hey dude ! Bir ikondan bahsediyoruz.
Gecenin kuşkusuz en eğlenceli anı ise ne kendisinin ne de Brigitte Bardot'nun şarkıdaki çığlık vari kısımları söyleyememesini itiraf edip ona eşlik eden Japon vokalist / kemanistin yine izleyeciler arasından o cırtlak sesiyle inanılmaz bir şekilde kusursuzlukla ''Comic Strip''i söyleyebilmesiydi.

Hermes patronunun adına ithaf ettiği ''Birkin Bag'' Julio Cortazar hikayesinden uyarlanmış ''Blow Up'' oyuncusu kendi gibi ikon çocukların Lou Dillon, Charlotte Gainsbourg'un annesi tüm zamanların en kült filmi ''Je T'aime, Moi Non Plus''nun oyuncusu, tom boy stiliyle modada büyük bir akımın temsilcisi ve ikonu. Sanırım bu muhteşem gece için Babylon'a ne kadar teşekkür etsek az.

pics via http://www.facebook.com/babylonistanbul

16 Şubat 2011 Çarşamba

BRIT AWARDS 2011

Brit Awards 2011 dün gece sahiplerini buldu. Pek de net olmayan ekrandan, çözünürlüğü az olarak internet üzerinden show'u takip etmeye çalışsak da Adele ve Rihanna'nın performansı elbette kaçırılmazdı. Grammy'lere nazaran adaylıklar daha adil ve yerinde dağıtılmıştı ! Sonuçlar da yine en az adaylıklar kadar memnun ediciydi (hemen hemen).

Geceye damgasını vural isim elbette MTV EMA'lerden hatta Grammy'lerden daha iyi bir performans sergileyen Rihanna'ydı ! Hem ''Only Girl'' hem ''S&M'' hem de ''What's My Name''i seslendiren Rihanna'nın showu muhteşem olmuş. Özellikle sonlara doğru sahneyi basan drummer boys ve Barbadoslu kızlar ile sahne ortasında yanan ateş gerçekten harika. Showunun başında kırmızı saten Giles giyen Rihanna daha sonra seksi siyah mayosuyla? performansına devam ediyor ! Rihanna aynı zamanda geceyi ''Best International Female'' ödülünü Cheryl Cole'un elinden alarak mutlu bir şekilde kapattı ! Grammy'lerden ''Album of The Year'' ödülünü kazanan Arcade Fire Britlerde de ''Best International Album'' ve ''Best International Band'' ödülünü alarak 2de 2 yaptı. Grammy'lerden hüsranla ayrılan Justin Bieber ise bu sefer eli boş dönmedi ve ''Best International Breakthrough Act'' ödülünü kazandı. Cee Loo ise ''Best International Male'' ödülünü aldı !

Gelelim İngilizlere ! Grammylerde de karşımıza çıkan Mumford & Sons aday olduğu 3 kategoriden ikisini kazanamadı hatta ödüllerden birini ''Best British Band''i Take That'e kaptırdı. Ancak en prestijli dallardan biri olan ''Mastercard British Album of The Year'' ödülünü ''Sigh No More''  ile kazandılar. Plan B ''Best British Male'' olurken şaşırtan kategori ''Best British Female'' oldu ! Cheryl Cole, Ellie Goulding ve Paloma Faith dururken ödülü kazanan isim Laura Marling oldu ! Tıpkı ''female'' kategorisinde de olduğu gibi ''Best British Single'' ödülünü kazanan Tinie Tempah ''Pass Out'' da beni şaşırttı. (Dört gözle Florence + The Machine'in ödülü kucaklamasını beklerken elbette şaşırtıcı olur :))

Ve kırmızı halı !
Cheryl Cole aka British Bomb muhteşem Stella McCartney maxi-dress'i içinde süper seksi duruyor. Taşıdığı clutch ise Alexander McQueen ! Porselen bebek ve gerçek İngiliz kadını Sophie Ellis Bextor ise giymiş olduğu Dolce & Gabbana içinde 20leri anımsatıyor ve belki de gecenin en güzel kızı oluyor !
Avril Lavigne her zamanki sümsüklüğünde gülümserken, Alesha Dixon deri ceketi ile asi görünen ama en az geçen günkü Emilio Puccisi ile dans topuna gönen Jennifer Lopez'in sesksiliğinde ! Ve her zaman için kırmızı halının en tarz ismi Mark Ronson !
Bunlar da sahneden ! Take That ve Adele performansını sergilerken ! Justin Bieber'ın üstündeki ise Dolce & Gabbana.

photos taken from

21 Ocak 2011 Cuma

REMOOV LABEL NIGHT @SALON

Biliyorum, aslında bunu yazmakta bir hayli geciktim, gerçekleşen moda haftaları ve benim paylaşımcı ruhum bir araya gelince, bahsetmem gereken diğer şeyler de aksadı. O halde modaya biraz ara vererek müziğe geri dönelim.

İyi müziğin ve kültür/ sanatın en bilindik adreslerinden biri olan Salon IKSV'de geçtiğimiz cumartesi Remoov Records Label night vardı. Şirket kapsamında yer alan isimler bir bir kendi performanslarını sergilediler. Hem Ramadan'ı ilk kez canlı dinleme heyecanıyla hem de diğer taraftatan uzun süredir haklarında duyduğum olumlu eleştirileri yanıma alarak yeni isimler tanımak için oradaydım. Ne yazık ki bir hafta boyunca girdiğim sayısız final ve cuma akşamı eğlencesi yorgunluğu üst üste binince (bakınız eğlenceyi yorgunluk sanan zihniyet) cumartesi gecesi Ramadan'ı dinledikten sonra oradan ayrılmak zorunda kaldım. Dolayısyla en meraklandığım She Past Away kaçtı.

Gece biraz techno / elektronik / dance ve indie'yi karıştıran Men With A Plan'le başladı. Transa geçiren harika bir müzikleri varmış diyebilirim. Grubun facebook sayfasında bu ay içerisinde debut albümlerinin yayınlanacağı yazılmış, merakla beklemekteyim. Siz de eğer ev partyleri falan verenlerdenseniz ya da bunu yapmaktan hoşlanıyorsanız bence MWAP'ı playlist'inize ekleyin derim.

Remoov Records'ın en popüler yıldızı ise hiç kuşkusuz Ramadan. Siyahi bir dansçının yavaş yavaş soyunduğu bir koreografi ve Ramadan'ın itici beyaz atleti ile performansının bir çoğunu yerlerde söylemesi biz biraz arkada duranlar için bi' parça da olsa hayal kırıklılığı yarattı. Neyse. Gecede albümden çıkan ikinci videosunu da bizlere taktim etti diyebilirim. Kesinlikle eğlenceli bir video olmuş. Bir de Hande Yener faktörü. Ahahah. A Big Spoiler. lollll :)) Ancak en yakın zamanda uzun uzun Ramadan dinlemek istiyorum. Zira iki şarkılık bi performans beni pek de tatmin etmedi.

Bunu da yazmasam içimde kalır ama. Gelenlerin yaş ortalamaları cidden ilgimizi çekti. Yanlarında kendimi yaşlı hissettiğim hiç de yabana atılmayacak bir orta yaş grubu mevcuttu. Daha fazla bir şey yazmam saçma olur ancak şunu söylemem gerekirse Salon cidden harika hem küçük hem de samimi bir ortam alternatif sanatçılarla buluşmak için bire bir.

Görseller Salon IKSV'nin facebook sayfasından alınmıştır. Tık.
Remoov'dan diğer isimleri merak ediyorsanız. Tık Tık.
Ramadan'ın ilk albümü ''Hazır Mısın?'ı merak edenler ise. Tık tık tık.

11 Aralık 2010 Cumartesi

SOPHIE ELLIS BEXTOR @ BABYLON

Humm nerden başlasam nasıl başlasam bilemedim.

Ve ordaydım işte. En ön sırada, Sophie Ellis Bextor yanımdaki arkadaşım kadar yakındı. Gözümün içine baka baka şarkı söylüyodu, sanki benimle flört ediyodu (ve elbet en önsırada duran diğer arkadaşlarla). Elini uzattın mı ona deyebilicektin yani, önümüzde en kışkırtıcı showlarını yaptı, göz renginin ve vücudunun güzelliği karşısında iç geçirdik, onu tanımlamak için başka sıfat bulamadık. Sahi bir de Harper's için verdiği röportajda ''gençken çok çirkindim'' dememiş miydi ? Fotoğraflarda zaten belli oluyodu, One Love'da bu kadar yakından göremesem de yeniden anlamıştım ama bu kadar yakından baktığımda ona neden porselen bebek dendiğini anladım. Sanki yanlış bir şey yaptın mı, elini ona deydirdin mi kırılıcakmış gibi.

Canlı canlı söyledi, kısacık şort ve karışık topuklu ayakkabılarıyla 1.30 saat boyunca ayakta dans etti. Hopladı zıpladı, bizi nefessiz bıraktı, sesimizi kesti. Güzellik ve heyecan karşısında neredeyse kalp krizi geçireceğimi söylemedim di mi yazıya başlarken ?

Yeni albümünde yer alan ''Dial My Number'' ile geceyi başlatan Sophie eğer henüz yayılmamış ve bilinmedik bir şarkısıyla bile geceyi sallayabiliyorken başka ne denir ki ? Yeni albümünden bir de ''Starlight''ı söyledi. Tanrım sanırım 2011'in en iyi albümü olucak. Gecenin sonlarına doğru da ''Heartbeat''i söyledi ya. İşte gecenin climaxe ulaştığı andı sanırım. Yok böyle dans şarkısı abicim. Sophie gerçekten adamı eğlendirmeyi biliyor.

Modjo, Moloko ve Arcade Fire'ı da coverlayan Bextor sanki kendi şarkısını söylüyormuşcasına showa devam etti, hele Rusya'dan sonra Arcade Fire'ı tanıyan bir grupla karşılaştığı için sevindi. Ve son olarak kapanışta ''Murder on the Dancefloor''u söylerken zaten artık halim kalmamıştı.
Yüzündeki bu ifadeye bayıldım ben. Slow şarkılardan birini söylerken ya ''Today's The Sun On Us'' ya da ''What've We Started ?''

Her defasında Türk izleyicisini öven Sophi Ellis Bextor'a burdan ''testicals'' diyorum, şey pardon teşekkürler. Babylon'un ufak ortamı yüzünden ıtış tıkış geçiceğini düşünmüştüm, ama inanılmaz samimi, sıcak ve eğlenceli geçeceğini bu kadar da tahmin edememiştim. Teşekkürler Babylon'a. Bir kez daha olsa seve seve Sophie dinlerin diyorum. Bir de orda güzel insanlarla tanıştım, soğukta dışarıda beklerken ve içeride :) eğlenceliydi hani

görsellerin tamamı ise bana aittir. İzinsiz kullanılamaz diyerekten havamı da atarım.

14 Kasım 2010 Pazar

COUNTRY MUSIC & BAMBI & LATIN GRAMMY AWARDS: KASIMDA ÖDÜL ALMAK BAŞKADIR !

Kasım ayı ödül ayı. MTV EMA, Coutry Music Awards, Latin Grammy's ve American Music Awards. Aralık ayında Grammy'ler ve Golden Globe'lar açıklanır. Ocak ve Şubat aylarında ise Oscarlar, Brirtler ve aklınıza gelebilecek bilimum ödül törenleri. Kış aylarının tek güzellikleri bu. Kimi Atlantiğin öteki yakasında olduğu için gece uykunuz kaçar, kimini sadece haberlerden takip edebilirsiniz, kimini de laptop kucakta iki büklüm şekilde. Bunun için yeniden teşekkürler MTV Türkiye.

Kısacası Kasım'da Ödül Törenleri Başkadır.

Evet gelelim bu postun konusuna. Aynı gün dağıtılan iki değişik ödül. Biri Amerika'nın Halk Müziği olan Country Music diğeri ise dünyayı etkisi altına alan sıcak Latin rüzgarının en büyük ödülü Latin Grammy's. Bambi'ler ise Almanya'dan Medya ve TV dallarında verilen ödüller.


County Music Awards'da gecenin sunucuları son 3 senedir olduğu gibi Carrie Underwood ve Brad Paisley oldu. Geceye damgasını vuran olay ay içerisinde filmi çıkacak olan Gwyneth Paltrow'un onca Country şarkıcısı içinde efeler gibi sahneye çıkıp şarkı söylemesi oldu. Pek de fena olmamış. Leighton Meester ile beraber böylece yeni filminin tanıtımını da yapmış oldu.


Her horoz kendi çöplüğünde ötse bile Taylor Swift burada ötemedi. Evine eli boş dönen gereksiz şarkıcı yerine son zamanlarda en sevdiğim grup olan Lady Antabellum (bknz.) ''Need You Now'' ile Best Single of 2010 ödülünü ve Vocal Group of the Year ödülünü aldı.

Törene damgasını vuran bir diğer isim ise Miranda Lambert oldu. 3 ödül kapan Lambert Music Video, Best Album ve Best Female ödüllerini elde etti.

Bambi Awards'da gecenin sunucusu Sarah Jessica Parker olurken, Shakira, Orlando Bloom ve Beth Ditto & Gossip ve Mest Özdil ödül kazananlar arasındaydı. Shakira aynı hafta içerisine kalçasıyla Madrid'i ve Berlin'i salladı. Berlin'de hem X Factor'de ''Loca''yı hem de yarışma finalistleri ile ''Underneath Your Clothes'' şarkısını seslendirdi. Ödül töreninde ise Roberto Cavalli'nin onun için tasarladığı elbisesyie bir kez daha ''Waka Waka'' dedi.




Ve Latin Grammy's. Sonunda hak ettiği ilgiyi kendi ''communty''si içinde elde etti. Nelly Furtado ''Best Female Pop Album'' ödülünü kazandı ''Mi Plan'' ile. Shakira'yla beraber söylediği ''La Tortura'' ile birçoklarının yeni tanıştı Alejandro Sanz -ki kanımca dünyanın en seksi şarkı söyleyen adamı ise ''Best Male Pop Album'' ödülünü kazandı. Gecede canlı performan sergileyen isimlerden bir kaçı ise Nelly Furtado, Ricky Martin ve Enrique Iglesias vardı. Gecede aynı zamanda ödül de kazanan La Mala Rodriguez de Nelly'nin canlı performansında ona eşlik de etti. Video Youtube'dan kaldırıldğı için ekleyemedim. Sorry !

Görseller;
zimbio.com
justjarred.com
facebook.com 

8 Kasım 2010 Pazartesi

MTV EUROPE MUSIC AWARDS VOLUME II // LIVE PERFORMANCES // WINNERS

Aslında twitter'dan fikirlerimi an ve an belirttim, ama bloga da bunları eklmesem olmazdı. İki yazı öncesinde adaylar hakkındaki görüşlerimi belirtirken bir önceki yazımda kırmızı -mor- halı değerlendirmesinde bulunmuştum. Şimdi ise sıra kazananlarda.

İşte kazananlar
Best Song dalında ödülü kapan isim Lady Gaga ve ''Bad Romance''. Lady GaGa'dan pek hoşlanmam, hatta ödülü kazandığına pek de sevinmedim, ancak düşünüp durunca yanındaki isimlere bakılınca ödülü hak ediyordu. Best Video ise Katy Perry ft. Snoop Dogg ''California Gurls'' oldu. Jonas Akerlund tarafından yönetilen Telephone videosu duruken, saçma bir videonun ödül alması ise gayet yadırganması gerekilen bir durum.

Best Female ödülünü kucaklayan isim ise yeniden Lady GaGa. Best Male ödülünü henüz erkek değil de ''best child singer'' kategorisinde değerlendirilmesi gereken Justin Bieber aldığından ödülün Miley'e gitmesinden korktum. Shakira veya Rihanna'nın ödülü kucaklamasını isterken erkeklerde kazanan Eminem ya da Kanye West olmalıydı.

Gecenin en yerinde ödülü sanırım Best New Act kategorisinde oldu, zira ödülü kazanan isim Ke$ha oldu. Aldığı 3 ödülle geceye damgasını vuran isim ise Budapeşte'de konserde olan Lady GaGa oldu. Best Pop ödülünü kazanan yine oydu. Adaylara bakacak olursak pek de kötü sonuç sayılmaz.

Best Rock, Best Alternative ve Best World Stage ödüllerini kazananlar ise bana saç yoldurttu. Sırasıyla 30 Seconds To Mars, Paramore ve Tokio Hotel MTV'nin her sene bu ödülleri yüz kızarmadan verdiği isimler. 2010da da sonuç değişmedi. Üçüde hak etmiyordu.


Yerinde verilen ödüllerden bir diğeri de Best Hip-Hop. Zira Eminem ya da Kanye en güçlü adaylarken bunlarda biri yani Eminem ödülü kazandı. Best Live Act ise yine MTVde nerdeyse her sene canlı performans sergileyen ve evlerine boş gönderilmeyen Linkin Park'a verildi.

Best Push Act'in neden verildiğini bilmiyorum, ancak tahminimce MTV'nin desteklediği yeni şarkıcılara verilen bir ödül. Güçlü adaylar arasından sıyrılıp 2. ödülünü kucaklayan Justin Bieber ise yeniden beni sinir etti ve GaGa sonrasında gecenin bir diğer yıldızı oldu. Best European Act ise son 5e kalan isimler arasında Enrique Iglesias olmasına rağmen İtalyan Marco Mengoni adlı erkek şarkıcıya gitti.

Ve iki değişik dal. İlk kez verilen Global Icon Award. Ödül yerinde bir gruba gitti Bon Jovi ? Ama neden Bon Jovi ? Her sene verilen Free Your Mind Award ise Shakira'nın oldu. Kanımca koca endistürü de bu ödülü ondan daha fazla hak eden başka bir isim yok. Tebrikler Shakira !

Canlı performanslar ise şöyle !

Shakira / Kesha ve Kings of Leon favorim odlu. Gerçi Shakira'da bildiğimiz Shakira. Ama performansı ve enerjisi her zaman tavan. Rihanna Only Girl (In The World) şarkısını seslendirirken fazlasıyla sıkıcıydı. Katy Perry şehir merkezinden seslenirken farklı kostümü ve sahne gösterisiyle sadece ilginçti, ama o kadar. Miley Cyrus ise aslında pek de fena sayılmaz, şarkısı da tam Eurovision'luk. Kid Rock her zamanki gibi. Bon Jovi ise yayın aksaklığı yüzünden seyredemediğim isimlerdendi.

SHAKIRA // LOCA ft. DIZZIE RASCAL & WAKA WAKA


KEA$HA // TIC TOC


görseller starlounge

24 Ekim 2010 Pazar

GOKSEL @ GHETTO

Biletix'in sitesinde gezinirken şanseseri karşılaştığım Eski 45likler by Göksel etkinliğine nedense katılmak için bir anda sempati duydum ve arkadaşıma gitmek için öneride bulundum.
Sonrası mı Cuma saat 22.25te Ghetto'daydık. Kapıda sıra falan beklemeden, vestiyere montları bıraktıktan sonra içeri girdik, mahşer gibi kalabalığın olduğu küçücük hall'de neyseki kendimize güzel yer bulup sahnenin hemen önüne doğru kurulduk. Gerçi gece bitimine doğru, itiş kakışlarla bir kaç adım gerilemedik değil. Kimi zaman tost arasındaki kaşar gibi insanların arasına sıkıştık ! Ve çirkef kız. Siyah tenli, yaptırdığın dişlerin ve oturma organına kadar uzattiğın saçlarınla ve paçoz arkadaş grubunla etrafındaki insanları rahatsız eden sen. Ve yanında sakılları çıkamayan, Angelin Jolie'den katbekat daha kalın dudaklara sahip olan çizgili gömlekli şişko patates. Aynı terbiyesizliklerle siz de karşılaşırsınız umarım. Bir de hemen ötemizde duran 4 tatlı genç kız ve gecenin sonunda bir tanesini ayartıp konseri ikisinden birinin yatak odasında sonlandırmayı başaran genç delikanlı sen hiç Göksel'i dinledin mi sahiden ? Bir de kızlar lafım size.

  1. Böyle yerlere giderken, büyük çanta almayın. 
  2. Saçlarınızı spreylerle yıkayıp nefes alma yetimi kaybetmeme neden olamayın. 
  3. Saçlarınızı salmayın toplayın.


Saat 22.30da sahneye çıkması beklenen Göksel'i zaten klasik ! (genel sanatçı kaprisi) olarak 23ten önce dinleyebilmeyi beklemiyordum. Ancak saat tam 12 de kendini gösterince, yuhalanmalara neden oldu. Pişkince bundan hoşlanmadığını ve moralini bozduğumuzu söylese de bunu hak ettiiğini belirtmeliyim. Gerçi yuhalamaları bizzat kendi değil, kendinden önce sahnede beliren orkestrası kaptı ama. Neyse.

Sahneden daha ilk şarkıdan itibaren o kadar güzel bir enerji yaydı ki zaten o anda o bir buçuk saatlik kök salma ve itilip kakılma olayını unutturdu. Temaya uygun olarak eski 45likleri seslendiren şarkıcı aralarda 10 numara hitlerini de söyledi ya. Bir ''Sabır''ı, ''Depresyondayım''ı ''Yarabbi Şükür''ü dinlemeden bir konser geçireceğimi düşünen bana güzel bir sürpriz oldu.

Gece sonunda inanılmaz  2 saat 15 dakika geçirttiği için ise kapıdan çıktığımda ayaklarımın üstünde duracak güç yoktu. Kulaklarımdaki duyma yeteneğimi ve ağzımın yüksek sesle konuşma işlevini yitirmesine rağmen dudaklarım kulaklarıma kadar genişlemişti.

Sonuç mu ? Hatun muhteşemmiş. Bunca yıldır bıkmadan usanmadan onu dinlediğim için de mutluyum. İsteğimi kırmadan benle gelen Lulu's Blog (tık) ve diğer saz arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

7 Mart 2010 Pazar

ECHO AWARDS // LIVE PERFORMANCES & WINNERS

Hey dudes ! Bir haftadır gördüğünüz gibi yoktum ortalık, maluk okullar açıldı, ödevler derken, bir de hastalık çıktı şimdi :/ her neyse işte geldim burdayım ! Yine, yeniden bir pazar günü yepyeni müzik haberleriyle sizlerleyim ! Bu seferki konuğumuz ise Alman Echo Awards. Fransız NRJ, Amerikalı Grammy's, Ingiliz Brit's ve şimdi de Alman Echolar.

Geçtiğimiz hafta içi dağıtılan ödül törenin her zamanki gibi tek yıldızı Lady Gaga oldu. Best International Female ve Best International Breakthrough Act dallarında ödülü evine götüren starımızın yanısıra Robbie Williams 7. kez Best International Male ödülünü kazandı. Best International Group dalında ödülü kucaklayan isim ise Depeche Mode oldu. Diğer ödüller ise Almanların :p

Gecenin en güzel yanı ise bol popüler isimlerin sunmuş oldukları canlı performanslarsı. İşte here we goooo :p

RIHANNA // RUDE BOY

SADE // SOLDIER OF LOVE

ROBBIE WILLIAMS // MORNING SUN

KESHA // TIC TOC

17 Şubat 2010 Çarşamba

BRIT AWARDS // LIVE PERFORMANCES

Geceden bir kaç canlı performans.

JAY Z feat. ALICIA KEYS // EMPIRE STATES OF MIND (2009-2010 sezonun daimi canlı performansı bı Grammylerde sahne almadılar. )


LADY GAGA // TELEPHONE & DANCE IN THE DARK


LILY ALLEN // THE FEAR


CHERYL COLE // FIGHT FOR THIS LOVE


FLORANCE & THE MACHINES with DIZZEE RASCAL // YOU'VE GOT THE LOVE

23 Ocak 2010 Cumartesi

HELP FOR HAITI

Dün gece Amerika'dan, Kanada'dan ve İngiltere'den dünyanın süperstarları Haiti için yardım topladı. Shakira, Madonna, Beyonce gibi ünlüler akustik performanslarla geceye katkıda bulunurken Reese Whitherspoon, George Clooney gibi ünlüler de telefon başından yardım topladılar. CNN, VH1, MTV gibi dünyaca ünlü kanallarda aynı anda canlı yayından bu muhteşem performansları yayınladılar. Live Aid, Live Earth gibi yardımlardan çok daha basit ama çok daha etkili olan canlı performansları izlemek isterseniz diye işte videolar. Aynı zamanda Itunes'dan bu videoları satın alıp katkıda bulunabilirsiniz. !!

BEYONCE // HALO


SHAKIRA


NELLY FURTADO // TRY


JAY Z, BONO, EDGE & RIHANNA


CHRISTINA AGUELIRA // LIFT ME UP


MADONNA // LIKE A PRAYER